|
Rastlantıların Şaşırtıcı Benzerliği
Rastlantılar insanların her zaman ilgisini çekmiştir.
Raslantıların şaşırtıcı benzerliğini görmek için şu örneği
inceleyelim: Bir yılda 366 gün olduğuna göre (şubatı 29 gün
sayıyoruz), bir grupta doğum günleri aynı olan en az iki kişinin
bulunduğundan emin olabilmemiz için, o grubun 367 kişiden oluşması
gerekir. Niçin?
Ya
bundan % 50 emin olmakla yetinseydik? Bir grupta aynı gün doğmuş
iki kişinin bulunma olasılığının yukarıdakinin yarısı kadar
olabilmesi için, grubun kaç kişiden oluşması gerekir? İlk
tahmininiz, 365’in yaklaşık yarısı olan 183 olabilir. Oysa
sürpriz yanıt, grubun sadece 23 kişiden oluşması gerektiğidir.
Başka bir deyişle, rasgele seçilen 23 kişi içinde, % 50
olasılıkla, iki ya da daha fazla kişi aynı doğum gününü
paylaşacaktır.
Buna inanmakta zorlananlar için, aşağıda bu sonucun nasıl elde
edildiğini kısaca gösterelim:
Çarpım prensibine göre, beş tarihi seçebilmek için,
(365x365x365x365x365=3655) yol vardır (tekrara izin verilmesi
koşuluyla). Fakat 3655 yolla seçilen bu günlerin çakışmaması,
ancak şu şekilde mümkündür: (365x364x363x362x361). Bu son çarpımı
(365x364x363x362x361)’i 3655 ‘e bölersek, rastgele seçilen 5
kişiden hiçbirinin doğum günleri aynı olmayacaktır. Şimdi bu
olasılığı 1’den (ya da eğer yüzde hesabı yapıyorsak % 100’den)
çıkardığımızda, 5 kişiden en az ikisinin doğum günlerinin aynı
olduğu, tamamlayıcı olasılığı elde ederiz. 5 yerine 23 kullanarak
yapacağımız benzeri bir hesap, 1/2 ya da % 50 sonucunu verir. O
halde, 23 kişiden en az ikisinin ortak doğum gününe sahip olma
olasılığı sözkonusudur.
Birkaç yıl önce bir televizyon şovundaki konuklardan biri bunu
açıklamaya çalışmıştı. Sunucu ona inanmadı. Stüdyoda 120
izleyici bulunduğunu söyleyerek, kaç kişinin doğum gününün
kendisiyle aynı olduğunu sordu. (onunki 19 Mart’tı.) Stüdyoda
onunla aynı doğum gün doğmuş kimse yoktu. Bunun nedeni, herhangi
bir ortak doğum gününün bulunmasının % 50 kesinlik kazanması için
gerçekten de en az 23 kişi bulunması gerektiği, fakat bu durumun,
belli bir doğum günü, örneğin 19 Mart için geçerli olmadığıydı.
19 Mart gibi belli bir günün, gruptan birinin doğum günü
olduğundan % 50 emin olmak için, daha büyük bir grup, tam sayı
vermek gerekirse 253 kişi gerekir. Bunun ispatı ise şöyledir:
Gruptan birinin 19 Mart’ta doğmamış olma olasılığı 364/365
olduğuna ve doğum günleri birbirinden bağımsız olduğuna göre, iki
kişinin doğum günlerinin 19 Mart olmama olasılığı
(364/365)x(364/365) ‘tir. Yani N kişinin 19 Mart’ta doğmamış olma
olasılığı (364/365)N ‘dir. N=253 olduğunda, bu sonuç yaklaşık
1/2’ye eşit olur. Büylece 253 kişiden en az birinin 19 Mart’ta
doğmuş olma tamamlayıcı olsaılığı da 1/2 ya da % 50 ‘dir.
Bundan çıkarılacak sonuç, gerçekleşme olasılığı düşük bir olayın
olasılığının, belirli bir olayın gerçekleşme olasılığından çok
daha yüksek olduğudur.
Matematik yazarı Martin Gardner, genel olaylarla belirli olaylar
arasındaki farkı, üstünde alfabenin yirmialtı harfinin bulunduğu
bir çarka benzeterek açıklar. Çark yüz kez döndürülüp, çıkan
harfler kaydedilirse, “KEDİ” ya da “SICAK” sözcüklerinin ortaya
çıkma olasılığı çok düşükken, herhangi bir sözcüğün ortaya çıkma
olasılığı yüksektir.
Sonuçtaki çelişki, düşük olasılığa sahip olayların gerçekleşmeme
olasılığının çok düşük olmasıdır. Öngörülen olayı kesin olarak
belirlememeniz halinde, bu genel olayın gerçekleşmesi için sayısız
yol vardır. Çok ender gerçekleşen öngörüler sadece belirli
olanlardır.
Hikayeler ve espriler I
∆
Hayat
karmaşıktır: Onun gerçek ve sanal kısımları bulunur.
Matematik öğrencisi Genel Topolojiden
sözlüdeydi ("Genel Topolojiden nasıl sözlü yapılır?" diye
sormayın, bu bir hikaye). Durumu da epey kötüydü. Öğrencinin
yerlerde sürünen performansından gına gelen hocalardan biri sordu:
"-Pekala, topoloji hakkında ne
biliyorsun? Bari onu söyle." Öğrenci cevap verdi:
"-Topolojistin tanımını
biliyorum."
"-Söyle bakalım," dedi hoca,
öğrencinin ünlü bir topolog bir kahve fincanı ile simit
arasındaki farkı bilmeyen kişidir şeklindeki tanımı vereceğini
umarak; ancak öğrecinin cevabı farklıydı:
"-Bir topolog kıçıyla yerdeki bir
delik arasındaki farkı bilen, fakat kıçıyla yerdeki iki
delik arasındaki farkı bilmeyen kişidir."
En son bilgime göre, öğrenci
dersten geçmiş.
"Delikanlı, parlamento üyesi olmak
istediğini anlıyorum. Öğrenmen gereken ilk ders, ben bebek
ölümlerinin oranları hakkında istatistiksel bir rapor istediğimde,
benim bütün istediğim, benim başbakanlığım döneminde ölen
bebeklerin sayısının başka herhangi birinin başbakanlığı
dönemindekilerden daha az olduğunun kanıtıdır.
Politik istatistik
budur."
--Winston Churchill.
Entropi
artık eskisi gibi değil.
Üniversitenin birinde sınavlarda hesap makinesinin kullanılmasına
izin verilip verilmesi konusunda tartışmalar yapılıyordu. Fizik
bölümü kullanılması yönünde oy kullanan ilk bölümdü. İlk 3 saatlik
sınavda da şu tek soruyu sormuşlardı:
"Planck sabitini 1 kabul ederek
evreni tanımlayın."
Feynman bir
gün derste açısal momentumdan söz ediyordu. Döndürme (rotasyon)
matrislerini tanımladı ve onların değişmeli olmadıklarını
söyledikten sonra ekledi:
"Sir William Hamilton
bu değişme özelliğinin olmadığını Lady Hamilton'la bir bahçede
gezintideyken keşfetmişti. Bir banka oturduklarında bir anlık bir
tutku dalgası geçti. İşte bu anda Hamilton AxB'nin BxA'ya
eşit olmadığını fark etti."
Bir
ampulü değiştirmek için ...
Bir ampulü değiştirmek için kaç
genel relativiteciye ihtiyaç vardır?
İki. Biri ampulü tutar, diğeri evreni döndürür.
Bir ampulü değiştirmek için kaç
quantum fizikçisine ihtiyaç vardır?
Bir. İkisi bunu yapmak, biri de dalga fonksiyonunu renormalize
etmek için.
Bir ampulü değiştirmek için kaç
quantum mekanikçisine ihtiyaç vardır?
Onlar bunu yapamaz; çünkü duyun yerini belirleseler ampulün yerini
belirleyemezler.
Bir ampulü değiştirmek için kaç
Heisenberg'e ihtiyaç vardır?
Sayısını bilirsen ampulün yerini bilemezsin.
Bir ampulü değiştirmek için kaç
astronoma ihtiyaç vardır?
Hiç; onlar karanlığı tercih eder.
Bir ampulü değiştirmek için kaç
radyo astronomuna ihtiyaç vardır?
Hiç; onlar bu tür kısa dalgalarla ilgilenmezler.
Deneyci
heyecanla teorisyenin odasına girer. Elinde son deneyiyle ilgili
bir grafik vardır.
Teorisyen grafiği inceler ve "hımmm,"
der, "işte tam şu senin elde ettiğin yerde bir maksimum çıkması
gerekiyordu. Nedeni de şu... (mantıksal bir sürü açıklama)"
Deneyci, "bir dakika," der,
"grafiği ters tutuyorsun." Grafiği ters çevirerek teorisyene
verir.
Teorisyen grafiği inceler ve "hımmm,"
der, "işte tam şu senin elde ettiğin yerde bir minimum çıkması
gerekiyordu. Nedeni de şu ..."
*Önce oku atıp sonra da okun
isabet noktayı merkez kabul eden daireleri çizen ve böylece daima
12'den vuran okçunun hikayesini duymuş muydunuz?
Sonraki soru şuydu: Gezegenleri Güneş'in
etrafında döndüren nedir?
Kepler'in zamanında
bazıları bu soruya gezegenlerin arkasında meleklerin bulunduğu ve
onların kanatlarını çırparak gezegenleri yörünge üzerinde ittiği
cevabını veriyordu. Göreceğiniz gibi, bu cevap gerçekten o kadar
da uzak değildir -- tek farkla ki melekler başka bir yerde
duruyorlar ve gezegenleri Güneş'e doğru itiyorlar.
--Richard Feynman Character Of Physical Law, p. 8
*Feynman'ın ne demek istediğini
gerçekten merak edenlere, Genel Çekim Yasasını incelemeleri
önerilir.
Chem 101
Lab ilk yasa: Sıcak ve
soğuk camın görünüşü aynıdır.
Daha sonra yanlış olduğunu bulduğumuz bir
çok şeyi bilmedikleri için sınıfta bıraktığımız kimya
öğrencilerinin sayısı üzerinde düşünmek bile çok rahatsızlık
verici.
--quoted in Robert L. Weber, Science With a Smile (1992)
Enzimler, başka türlü açıklamak için
üzerinde derin düşünme gerektiren şeyleri açıklamak için
biyologlar tarafından uydurulmuştur.
-- Jerome Lettvin
Benim
söylediğimi sandığın şeyi anladığına inanıyorum, fakat senin
işittiğin şeyin benim kastettiğim şey olmadığını fark ettiğinden
emin değilim.
Beni gerçeği
arayan insanların arasına götür; onu bulmuş olanlardan beni
kurtar.
Teknisyenler
mühendis olduklarını düşünürler,
Mühendisler fizikçi olduklarını
düşünürler,
Fizikçiler matematikçi
olduklarını düşünürler,
Matematikçiler filozof
olduklarını düşünürler,
Filozoflar teknisyen olduklarını
düşünürler.
Teoride teori
ile pratik arasında bir fark yoktur, ama pratikte arada dünya
kadar fark vardır.
Adı
konulmamış bir yasa: Gerçekleşiyorsa, mümkün olmalıdır.
Babaannene
açıklayamadığın bir şeyi hakkıyla anlamış sayılmazsın.
--Albert Einstein
*Einstein'ın söylediği iddia
edilen bütün lafları onun söyleyip söylemediğini çok merak
ediyorum. Hani, adam modern bir Nasrettin Hoca haline gelmiş
olmasın!?
Hakem kararı:
Anlayamadığımdan nefret ederim, nefret ettiğimi redderim.
Hikayeler ve espriler II
∆
Prof X, haydi
adını vermeyeyim, üniversitenin birinde nükleer fizik dersleri
veriyordu, ama bir türlü kadroya alınmamıştı. Bu konuda bir kaç
kez müracaat etmiş olmasına rağmen münhal kadro olmadığı
gerekçesiyle başvuruları geri çevrilmişti.
Sonunda dekan onu çağırarak şöyle
dedi:
"-Boş bir kadromuz var, ama bize
bayan bir fizikçi lazım, sen erkeksin; bize katı hal fizikçisi
lazım, sen nükleer fizikçisin; ve bize bir deneysel fizikçi lazım,
sen teorik fizikçisin."
Prof X bir an düşündükten sonra
cevap verdi:
"-Şartlarınızın ilk ikisini kabul
etmeye hazırım, ama deneysel fizikçi! Asla!"
Einstein bir
çok yerde konferanslar vermişti. Bu konferanslara özel şoförün
kullandığı bir otoyla gidiyordu. O konferans verirken şoför de
dinleyiciler arasında oturarak onu dinlerdi. Bir gün yine bir yere
konferansa gidiyorlardı. Bir aralık şoför,
"-Dr Einstein," dedi, sizi o kadar
uzun zamandır defalarca dinledim ki artık yapacağınız konuşmayı
kelimesi kelimesine biliyorum." Yaşlı adam pası almıştı.
"-Pekala," dedi, "şimdi gitmekte
olduğumuz yerde beni tanımazlar. Palto ve şapkalarımızı değişelim
ve sen konuş."
Şoför konuştu. Gerçekten de
dersini iyi çalışmıştı. Biri çıkıp da daha önceki konferanslarda
sorulmamış bir soru soruncaya kadar sorular kısmını bile başarıyla
götürüyordu. Yine de bozuntuya vermedi:
"-Böyle basit bir şeyi sormanız
gerçekten çok garip," dedi, "şimdi arka sırada oturan şoförümü
çağıracağım ve size cevap vermesini söyleyeceğim."
(Dikkat: Bu sadece bir hikayedir,
gerçek kişi ve olaylara benzerliği sadece tesadüften ibarettir.)
The
Feynman Lectures on Physics'in
bütün ciltlerinde Feyman'ın bongo davulu çalarken çekilmiş bir
resmi vardır. James Gleick'ın Dahi, Richard Feynman ve Modern
Fizik'te yazdığına göre, İsveçli bir ansiklopedi yayıncısı
Feynman'dan bu fotoğrafın bir kopyasını istemiş ve onunla "teorik
fiziğin temsil ettiği zorluklara insani bir yaklaşım kazandırmayı"
düşünmüştü. Feynman patladı.
"-Sayın Bay," diye
karaladı, "benim bir davul çalıyor olmamın teorik fizikçi olmamla
hiç bir ilişkisi yoktur. Teorik fizik insani bir faaliyettir,
insan eliyle gerçekleştirilmiş en yüksek gelişmelerden biri - ve
onunla uğraşan insanların da insan olduğunu sürekli (bongo
davulları çalmak gibi) az sayıda diğer insanların yaptığı şeyleri
göstererek kanıtlama arzusu bana hakarettir.
Ben size, cehenneme
kadar yolunuz var, diyecek kadar insanım."
Bence uçan
daireler hakkındaki raporların, dünyadışı zekaların bilinmeyen
mantıklı çabalarından ziyade dünyalı zekaların bilinen mantıksız
niteliğinin bir sonucu olması daha çok muhtemeldir.
--Richard Feynman
Hikayeler ve espriler III
∆
Büyük
matematikçi David Hilbert uçakla yolculuğun ilk zamanlarında kendi
seçeceği herhangi bir konuda konuşma yapması için davet edilmişti.
Onun seçtiği konu Fermat’nın Son Teoreminin Kanıtı idi.
Söylemek
gereksiz ya, konuşma merakla bekleniyordu. Gelip konuşmasını
yaptı. Harika bir konuşmaydı, ama Fermat’nın Son Teoremiyle hiç
bir ilgisi yoktu. Konuşma bittikten sonra biri niçin konuşmayla
ilgisi olmayan bir konu seçtiğini sordu. Hilbert cevap verdi: "Oh,
o sadece uçağın düşme ihtimaline karşı bir tedbirdi."
Baba filmini
seyredenler, filmde Baba’nın kullandığı şu deyimi mutlaka
hatırlar:
"-Ona reddedemeyeceği bir teklifte
bulunacağım."
Peki, Baba Don Vito Corleone bir
matematikçi olsaydı bu lafı nasıl söylerdi?
"-Ona anlayamayacağı bir teklifte
bulunacağım."
S: Bir ruh
ve sinir hastalıkları hastanesindeki hastalarla personel
arasındaki fark nedir?
C: Hastalar
iyileşir ve taburcu olurlar.
Psikiyatrın
birinin her 1 hastasından 2 si çift kişilikliymiş.
(Acaba psikiyatrlar çok
kişilikli hastalarından kişi başına mı ücret alıyorlar?)
Adam barda
gördüğü güzel bir bayanla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda
cesaretini toplayarak kıza yaklaştı ve, "biraz konuşabilir miyiz,
acaba?" dedi. Kız birden haykırdı: "Terbiyesiz! Ben senin bildiğin
kızlardan değilim!"
Adam
utancından yerin dibine girmişti. Herkes ona bakıyordu. Gitti ve
masasına oturdu.
Bir süre sonra kız ona yaklaştı.
Gülümseyerek, "Az önceki olay için özür dilerim. Ben psikoloji
öğrencisiyim ve utandırıcı durumlarda insanların nasıl
davrandıklarını inceliyordum." dedi. Adam avaz avaz bağırarak
cevap verdi: "Ne? Gecesi 200 dolar mı? Deli misin sen?"
Adam vahşice
dövülmüş ve parası çalınmıştı. Kaldırımda kendinden geçmiş ve
yararları kanayarak yatıyordu. Yoldan geçenler dönüp te bakmadılar
bile. Kazara bakanlar da başlarını diğer tarafa çevirdiler. Derken
bir psikologun yolu oraya düştü. Adamı görünce hemen yanına koştu,
onu inceledi ve şöyle dedi: "Aman Allah’ım! Bunu kim yaptıysa acil
psikiyatrik yardıma ihtiyacı var."
Sekreter
psikologu interkomdan aradı:
"-Doktor, burada görünmez olduğunu sanan bir hasta var."
Psikolog cevap verdi:
"-Ona söyle, şimdi onu göremem."
Pauli
Heisenberg’e şöyle sormuştu: "Şahsen inandığın bir tanrın var mı?"
Heisenberg cevap verdi: "Sorunu
yeniden ifade edebilir miyim? Ben şu ifadeyi tercih ediyorum:
Sen, ya da bir
başkası, nesnelerin veya olayların, varlığı bütün şüphelerin
ötesinde gözüken merkezi düzenine, bir başka insanın ruhuna
doğrudan ulaşabildiğin gibi ulaşabilir mi? Ruh kelimesini yanlış
anlaşılmamak için bilerek kullanıyorum. Eğer soruyu böyle
sorarsan, cevabım evettir."
--Werner Heisenberg, Fizik ve
Ötesi. New York: Harper & Row, 1971, Page 215.
Stanford’dan
bir araştırma grubu, obsessif-kompulsif bozukluklar üzerine bir
araştırma yapmak için katılımcı aradıklarını ilan etti. İlana ilgi
muhteşem oldu. Daha 3 gün geçmeden 3,000 e yakın cevap gelmişti.
... ve hepsi de aynı kişi tarafından gönderilmişti.
The New
England Tıp Jurnalinin raporuna göre, doktorların 10 da 9 u
doktorların 10 da birinin salak olduğunu düşünüyormuş.
--Jay Leno
Elime bir
eleman aranıyor ilanı geçti, aranızdan ilgilenenlere duyurulur.
İlan aynen şöyle:
Eleman aranıyor.
Nükleer fizyon izotop
molekül reaktif sayaçları ve 3 fazlı siklotronik uranyum
fotosentezleyici işinde çalışacak eleman aranıyor.
Deneyiminizin olması
şart değildir.
Ve Buddha
onlara dedi:
"Size benim kim olduğumu sorulduğunda, ne cevap vereceksiniz?"
Onlar dediler:
"Sen bizim varoluşumuzun temelindeki eskatalojik manifestasyon ve
bizim açıklanan öz benliğimiz bağlamının ontolojik temelisin."
Ve Buddha cevap verdi: "HA!?"
Zenophobia:
Yakınsak dizilerden mantıksızca korku.
"Bazıları
benim korkunç bir kimse olduğumu düşünüyorlar. Hiç bile! Bende bir
çocuk kalbi var: Masamda ve bir kavanozun içinde.
--Stephen King, 3/8/90
Biyolog dedi
ki: "Ben yaşamın temel kurallarını inceliyorum."
Psikolog dedi ki: "Yaşamın temel kuralları sana hükmeder."
İşadamı dedi ki: "Ben ekonomiye
hükmederim."
Ekonomist dedi ki: "Ekonominin kuralları senin işine hükmeder."
Mühendis dedi ki: "Evren benim
denklemlerimin bir modelidir."
Fizikçi dedi ki: "Benim denklemlerim evrenin bir modelidir."
Matematikçi dedi ki: "Hiç umurumda
bile değil."
Çantası
çalınan kadın mahkemede olayı anlatıyordu. Sanığı göstererek şöyle
dedi:
"-Evet, bu o! Onu gün gibi gördüm. Onun yüzünü her yerde
tanıyabilirim."
Sanık yerinden fırladı:
"-Bayan, benim yüzümü nasıl görmüş olabilirsiniz? Yüzümde maske
vardı!"
Kimya
laboratuarında hoca, birinci sınıflara ilk dersi yapıyordu. Elinde
içinde sarı sıvı bulunan kap vardı.
"-Bir kimyacının öğrenmesi gereken
ilk şey hiç bir şeyden iğrenmemektir. Bu kapta at sidiği
bulunuyor. Atın diyabetik olup olmadığını anlamanın en basit yolu
onu tadıp şeker tadı olup olmadığına bakmaktır."
Parmağını sıvıya soktu ve sonra
ağzına götürüp yaladı.
"-Şimdi, denemek isteyen var mı?"
Her zaman olduğu gibi sınıftan bir
kahraman kalkıp hocaya doğru ilerledi. Parmağını sıvıya soktu ve
ağzına götürüp yaladı. Yüzündeki ifadeden anlaşıldığı gibi
gerçekten at sidiğiydi. Öğrenci yerine dönüp oturdu.
Hoca tekrar konuştu.
"-Bir kimyacının bilmesi gereken
ikinci şey de çok iyi gözleyip hiç bir detayı atlamamasıdır."
Sonra aynı deneyi tekrarladı. Orta
parmağını sıvıya soktu ve işaret parmağını yaladı.
Albert
Einstein bir defasında keman çalmaya merak salmıştı. Bir Haydn
yaylı kuarteti üzerinde çalışıyordu. İkinci bölümdeki kendi
sırasını dördüncü kez de kaçırınca çellist ona şöyle dedi:
"-Senin sorunun ne biliyor musun,
Albert? Sen saymayı bilmiyorsun."
Einstein
aktif profesörlük yaparken bir öğrencisi ona şöyle dedi:
"-Bu seneki sorular geçen seneki soruların aynısı!"
"-Doğru," dedi yaşlı adam ve ekledi, "ancak bu sene bütün cevaplar
farklı."
George
Gamow’un Fiziği Sarsan 30 Yıl kitabında anlattığına göre Niels
Bohr’un odasında at nalı asılıymış. At nalının uğur getirdiğine
inanıp inanmadığı kendisine sorulduğunda şöyle dermiş:
"-Biliyor musunuz, uğur
getirdiğine inanmasanız bile at nalı uğur getirebiliyormuş."
Hükümet matematik bilmeyenlere
vergi koyacakmış. Ne kadar saçma! Sayısal loto başka ne işe
yarıyor ki?
--Gallagher
Matematik
öğrencilerinden bir tanesi kafayı yemiş. Kendisini diferansiyel
operatörü sanıyor. Kantinde,
"-Senin diferansiyelini alırım
ulan! Senin türevini alırım ulan!"
diye dolaşıyor. Herkes kaçışıyor
fakat bir öğrenci hiç yerinden kıpırdamıyor.
"-Ne o?" diyor, "Sen benden
korkmuyor musun?"
"-Tabii ki korkmuyorum."
"-Niye korkmuyormuşsun bakayım?"
"-Ben ex'im."
"-Ama ben d/dy'yim."
Astronom
Güneş tutulmasını izlemek için Afrika'ya gitmişti. Yamyamların
eline düştü. Onu bir direğe bağladılar ve başına bir nöbetçi
diktiler. Nöbetçiyle çat-pat konuşmaya çalıştı
"-Bana ne yapacaksınız?"
"-Seni yiyeceğiz."
"-Beni ne zaman yemeyi
düşünüyorsunuz?"
"-Yarın öğle yemeğinde..."
"Harika!" diye geçirdi aklından
astronom. Ertesi gün öğle üzeri Güneş tutulması olacağını
biliyordu. "Bunlara Güneş'e hükmedebilen bir tanrı olduğumu
kanıtlayabilirsem paçayı kurtarırım."
"... ama biraz gecikebilir," diye
devam etti nöbetçi, "çünkü yarın önemli bir gün. Öğle üzeri bütün
kabile hep birlikte Güneş tutulmasını izleyeceğiz de."
3 işletmeci
3 mühendis:
(Mühendisler mi yoksa işletmeciler mi daha akıllı iddiasının
bir ürünü)
Üç işletmeci ve üç mühendisin iş
icabı trenle bir seyahate çıkmaları gerekir. Tren garına giderler.
Üç işletmeci 3 bilet aldığı halde mühendisler tek bilet alır.
İşletmeciler bunun sebebini sorduklarında mühendisler, "bekleyin
ve görün," derler.
Trene binerler ve tren hareket
ettikten bir süre sonra üç mühendis kalkıp hep beraber trenin
tuvaletine girerler. Biraz sonra kondüktör gelir ve üç
işletmeciden üç bileti alır. Tuvaletin önünden geçerken kapıyı
tıklatıp, "bilet lütfen," der. Kapı açılır ve bir el bileti
uzatır. İşletmeciler bunu görürler. Taktiği kapmışlardır.
Dönüş
yolculuğu için yine gara giderler. İşletmeciler bu sefer tek bilet
almışlardır. Mühendisler ise hiç bilet almaz. İşletmeciler yine
şaşırıp sebebini sorduklarında mühendisler yine bekleyip
görmelerini söylerler. Bir süre sonra yolculuk başlar.
Önce
işletmeciler kalkıp bir tuvalete girer. Ardından da mühendisler
karşısındaki tuvalete. Kondüktörün gelmesine yakın bir mühendis
çıkıp karşı kapıyı tıklar ve "bilet lütfen," der. Açılan kapıdan
bir el bileti uzatır. Bileti alan mühendis diğer tuvalete geri
girer!
∆ Yukarı
|