|
SERVERGAZİ UFUK
LİSESİ BUSEF’E ÇAĞRILDI
İlimizin seçkin
öğretim kurumlarından Özel Servergazi Ufuk Lisesi bilimsel
çalışmalarına devam ediyor. Okul, en son Kimya dalında hazırladığı
“Sulu Çözeltiden Katyonik Bir Boyar Maddenin Elektroflotasyonla
Uzaklaştırılması” adlı proje ile BUSEF’e çağrıldı.
Özel servergazi
Ufuk Lisesi Kimya öğretmeni Öznur UYSAL’ın okul öğrencilerinden
Merve YILDIRIM ve Çiğdem OLGUN’la yürüttüğü proje son aşamaya
geldi. Proje 28 Nisan’da değerlendirilmek üzere BUSEF’e götürüldü.
“Tekstil atık
sularında bolca bulunan boyar maddelerin atık sulardan
uzaklaştırılarak çevreye verdikleri zararın azaltılması.” Amacını
taşıyan proje için uzun süredir çalışma yürüttüklerini belirten
proje koordinatörü ve Kimya öğretmeni Öznur UYSAL projelerine
güvendiklerini ve dereceye girmeyi umduklarını belirtti. Öznur
UYSAL şunları söyledi: “Denizli bir tekstil kenti. Tekstilde
kullanılan bir çok madde çevre için zararlı. Biz acaba bu zararlı
maddelerden nasıl kurtulunur, fikrinden hareketle böyle bir proje
geliştirdik. Yaptığımız deneyler sonucunda bu zararlı boyar
maddelerden kurtulmanın o kadar zor olmadığını anladık. Projemiz
kısaca “Elektroflotasyon, atık sulardan koloidal parçacıkların,
petrol ve türevlerinin ve organik kirliliklerin
uzaklaştırılmasında kullanılan basit bir prosestir. Bu proses,
suyun elektroliziyle sağlanan Hidrojen ve Oksijen baloncuklarına
tutunan kirliliklerin su yüzeyine taşınarak yüzdürülmesi” esasına
dayanıyor. Bu çalışmayı okulmuz 9-C sınıfı öğrencilerimiz Merve
YILDIRIM ve Çiğdem OLGUN ile yürütüyoruz. Bir çok işleri
öğrencilerimiz yapıyor. Ben sadece onlara rehberlik yapıyorum.
Gerçekten öğrencilerimiz büyük bir özveri gösterdiler. Ben
öğrencilerime bu yüzden minnettarım ve onlara teşekkür ediyorum.
Proje
hazırlıklarını yapan öğrenciler Merve YILDIRIM ve Çiğdem OLGUN
böyle bir proje hazırladıkları için çok mutlu olduklarını, bu
projeyi hazırlamalarında kendilerine rehberlik eden Kimya
Öğretmeni Öznur UYSAL Hanıma çok minnettar olduklarını
belirttiler.
Okul Müdür Ahmet
DEVRAN ise şunları söyledi: “Okulumuz kültürel, sportif, sanatsal
faaliyetleri ile beraber bilimsel faaliyetlerine de hızla devam
etmektedir. Şimdiye kadar kültürel, sanatsal ve sportif
başarılarımız oldu. Bu projemizle de bilimsel başarılara ulaşmayı
hedefliyoruz. Projeden ümitliyiz. Ben bu projeyi büyük bir özveri
ile hazırlayan öğrencilerimize ve onlara rehberlik eden Kimya
öğretmenimiz Öznur UYSAL’a çalışmaları için teşekkür ediyorum.”
OKULUMUZ İL
BİRİNCİSİ
Okulumuz
başarılarına bir yenisi daha ekledi. Ülke çapında düzenlenen vergi
konulu slogan yarışmasında okulumuz 10-C sınıfı öğrencisi Rabia
YÜREKTÜRK il birincisi, 10-B sınfı öğrencisi Gülsüm DEMİRER il
üçüncüsü oldu. Eserler ilimizi temsilen Ankara’ya gönderildi.
Yaptığı
değişik etkinlikler ve gösterdiği başarılarla adından sık sık
bahsettiren okulumuz, ülke çapında vergi vermenin önemini
geleceğin işadamları olan gençlere kavratmak, onların vergi veren
dürüst vatandaşlar olarak yetişmeleri sağlamak amacını güden
“Vergi” konulu slogan yazma yarışmasında iki öğrencisi ile il
çapında üstün başarı elde etti. Okulumuz öğrencileri yarışmaya
büyük ilgi gösterdiler. Öğrencilerimizin yaptığı çalışmalardan en
güzelleri seçilerek İl Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderildi. Milli
Eğitim Müdürlüğünce yapılan değerlendirmeler sonucu okulumuz 10-C
sınıfı öğrencilerinden Rabia YÜREKTÜRK’ün yazdığı slogan il
birincisi, okulumuzun diğer öğrencisi Gülsüm DEMİRER’in yazdığı
slogan il üçüncüsü seçildi. Eserler Milli Eğitim Müdürlüğünce
ilimizi temsilen Ankara’ya gönderildi.
Eseri il
birincisi seçilen okulumuz 10-C sınıfı öğrencisi Rabia YÜREKTÜRK
şunları söyledi: “Okulumuz Türk dili ve Edebiyatı öğretmenleri
gelen tüm yarışmaları bizlere duyuruyorlar ve sürekli bizleri bu
yarışmalara katılmamız hususunda teşvik ediyorlardı. Ben de bu
yarışmalardan birisi olan “Vergi” konulu slogan yazma yarışmasına
katıldım. Sınıf arkadaşlarımla da fikir alışverişinde bulunarak
birkaç tane slogan ürettik. Benim teklif ettiğim slogan
arkadaşlarım tarafından da güzel bulundu. Yarışmaya katılmak için
bu sloganımı Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenimiz İsmail ONAY Beye
teslim ettim. Bu sonuç beni çok sevindirdi. Okulumu ve ilimi ülke
çapında temsil edeceğim için çok mutluyum. İnşallah ülke çapında
da dereceye gireriz.”
Eseri il
üçüncüsü seçilen okulumuz 10-B sınıfı öğrencisi Gülsüm DEMİRER de
şu değerlendirmeyi yaptı: “Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenimizin
yarışmayı bize duyurduğu tarihten itibaren hemen çalışmalara
başladım. Kendimce birçok sloganlar ürettim. Birçoğunu
beğenmeyerek yırttım. En çok beğendiğim sloganımı özene bezene
yazarak öğretmenimize teslim ettim. Bu başarıya ulaştığım için
mutluyum. Okulumu ve Denizli’mizi ülke çapında temsil etmek beni
çok heyecanlandırıyor.”
Özel
Servergazi Ufuk Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Zümre Başkanı İsmail
ONAY da şu değerlendirmeyi yaptı: “Öğrencilerimizin bu başarısı
bizleri onurlandırdı. Bizler öğrencilerimize daima güveniyorduk.
Onlar bu güvenimizi boşa çıkarmadılar. İnşallah ülke çapında da
güzel bir başarıya ulaşırız. Öğrencilerimize bu sebeple teşekkür
ediyorum.”
Özel Servergazi Ufuk Lisesi Müdürü Ahmet DEVRAN ise şunları
söyledi: “Okulumuz Türk Dili ve Edebiyatı zümresinin gayretlerini
takdirle karşılıyorum. Okulumuzu ve ilimizi ülke çapında temsil
edecek eserleri yazan değerli öğrencilerimiz Rabia YÜREKTÜRK ve
Gülsüm DEMİRER’e bize bu güzel duyguları yaşattıkları için tüm
öğretmenleri adına teşekkür ediyorum. Öğrencilerimizi okul içinde
de ayrıca ödüllendireceğiz.”
UFUK
LİSESİ BATIDER ŞİİR OKUMA YARIŞMASI ÜÇÜNCÜSÜ
Özel
Servergazi Ufuk Lisesi Batı Anadolu Özel Okullar Derneğine bağlı
15 özel okulun katıldığı şiir okuma yarışmasında üçüncü oldu.
İlimizin seçkin eğitim kurumlarından Özel Servergazi Ufuk Lisesi
bir başarıya daha imza attı. Okul öğrencisi Şeyma ÇAVUŞOĞLU ege ve
Akdeniz bölgesinde faaliyet gösteren 15 okulun katıldığı şiir
okuma yarışmasında üçüncü oldu.
Batı
Anadolu Özel Okullar Derneğine bağlı özel okullar arasında şiir
okuma yarışması iki aşamada gerçekleşti. Birinci aşamada derneğe
bağlı özel okullar üç gruba ayrılarak kendi aralarında
yarıştılar. İç ve Güney Egede faaliyet gösteren yedi özel okul 10
Aralık’ta Aydın’da, Batı Akdenizde faaliyet gösteren derneğe bağlı
beş özel okul 15 Martta Antalya’da ve Kıyı ve Kuzey Egede faaliyet
gösteren on iki özel okul 5 Nisanda İzmir’de kendi aralarında
yarıştı. Bu yarışmalarda ilk beşe giren toplam on beş kişi finale
kaldı. 15 Nisan 2006 Cumartesi günü Özel Servergazi Lisesi
Konferans salonunda final yapıldı. Finale “Rıza” adlı şiiriyle
Aydın Yesevi Lisesinden Ali Rıza KAYACANLI’, “ve Kudüs Şehri” adlı
şiiriyle Burdur Alpaslan Alican Lisesinden Aylin NEŞVAT,
“Ummanında Kaybolduğum Nursun” şiiriyle Kütahya Konuralp
Lisesinden Ayşe TAŞ’, “Yağmur” adlı şiirle İzmir yamanlar Malhun
Hatun Lisesinden Elif KOCA, “Salih” adlı şiiriyle Alanya Ufuk
Lisesinden Didem DİM, “Sürgün” adlı şiiriyle Kırkağaç Özel Betül
Lisesinden Ebru DÜNDAR, “Gonca Güllerin Efendisi” adlı kendi
yazdığı şiiriyle Manisa Özel Rabia Hatun Lisesinden Hilal AKKANAT,
“Zindandan Mehmed’e Mektup” adlı şiiriyle İzmir Özel Yamanlar
Lisesinden Kayhan TEKİN, “Gül Annem” adlı şiiriyle Antalya Yağmur
Lisesinden Nurcihan BOZDEMİR, “Sakarya Türküsü” adlı şiiriyle
Antalya Yılmaz Lisesinden Sait Mürsel ÇEŞİTÇİOĞLU, “Bugün Değil
Yarınsın Sen” şiiriyle Denizli Servergazi Ufuk Lisesinden Şeyma
ÇAVUŞOĞLU, “Sol Yanım Acıyor Anne” adlı şiiriyle Aydın Yesevi
Lisesinden Yağmur SÖNMEZ, “Sakarya Türküsü” adlı şiiriyle Nazilli
Fatih Sultan Lisesinden Fevziye BULUT, “Bitlisli Baba” adlı
şiiriyle İzmir Yamanlar Bedri Şaşal Lisesinden Mert KAYA, “Beni
Siz Öldürdünüz” adlı şiiriyle Edremit Özel Özcan Lisesinden Tuba
OLCAY yarışmacı olarak katıldılar.
Yarışma sonunda Aydın Yesevi Lisenden Yağmur SÖNMEZ birinci, İzmir
Yamanlar Lisesinden Mert KAYA İKİNCİ ilimizi temsilen yarışmaya
katılan Denizli Özel Servergazi Ufuk Lisesinden Şeyma ÇAVUŞOĞLU
üçüncü oldu.
Özel
Servergazi Ufuk Lisesi Müdürü Ahmet DEVRAN konu ile ilgili şu
değerlendirmeyi yaptı: “Öğrencimiz okuduğu şiir ve gösterdiği
başarı ile okulumuzu Batı Anadolu’da faaliyet gösteren özel
okullar arasında yerimizi oldukça önlere taşıdı. Öğrencimizin bu
dereceyi getireceğinden şüphemiz yoktu. Öğrencimize ve onu
yetiştiren öğretmenlerimize teşekkür ediyorum.”
Öğrenciyi yarışmaya hazırlayan Özel Servergazi Ufuk Lisesi Türk
Dili ve Edebiyatı öğretmeni Emine AKKUŞ da şunları söyledi:
“Öğrencimizin bu başarısı en çok beni sevindirdi. Çünkü uzun
süredir öğrencimizle birlikte çalışıyorduk. Öğrencimize bu sevinci
bize yaşattığı için teşekkür ediyorum.”
Şiir
okuma yarışmasının organizesinde görev alan Özel Servergazi Ufuk
Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni İsmail ONAY ise şu
değerlendirmeyi yaptı: “Artık gelenekselleşen şiir okuma
yarışmamızın birini daha gerçekleştirmiş olmanın haklı gururunu
yaşıyoruz. Öğrencilerimiz okudukları güzel şiirleri ile bizleri
farklı dünyalara alıp götürdüler. Zaman zaman gözlerimiz yaşardı,
zaman zaman burnumuzun direği sızladı, zaman zaman gözyaşlarımıza
hâkim olamadık. Bilindiği üzere şiir demek duygu demek, şiir
demek heyecan demek, şiir demek gözyaşı demek. Denilebilir ki
gözyaşları kelimelerin kifayetsizliğine bir başkaldırı, kalbi
hislerin bir feveranıdır. Belki asıl şiir budur. Hani ya dediği
gibi Mehmet Akif ‘in “Ağlarım ağlatamam, hissederim hissettiremem/
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.” Veya dediği gibi,
hatta diyemiyorum diyerek dediği gibi, Orhan Veli’nin
“Anlatamıyorum” şiirinde “Ağlasam sesimi duyar mısınız
mısralarımda / Dokunabilir misiniz gözyaşlarıma ellerinizle”
Şiir okuma
yarışmalarımız gelecek yıllarda da inşallah devam edecek. Devam
edecek ve heyecanı en derinden yaşamaya alışacağız.
Ben bu vesileyle
yarışmaya katılan ve bize güzel duygular yaşatan tüm
öğrencilerimize teşekkür eder, başarılı okuyuşlarını tebrik eder;
Ayrıca; bizi
kırmayıp geldikleri, öğrencilerimizin şiirlerini
değerlendirdikleri için değerli jüri üyelerimiz Muğla Üniversitesi
Fen-Edebiyat Fakültesi değerli öğretim üyesi saygıdeğer Hocamız
Profesör Doktor Pervin ÇAPAN Hanım’a, Kazım kaynak Lisesi Türk
Dili ve Edebiyatı öğretmeni değerli büyüğümüz İsmet KAPUSUZ Beye,
Denizli Lütfi Ege Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
değerli hocamız Hüseyin ACAR Beye, Denizli Anadolu imam Hatip
Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni değerli hocamız Bilal Beye
ve Denizli Özel Servergazi Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Zümre
Başkanı Engin AKKUŞ Beye organizasyon heyeti adına şükranlarımızı
sunar;
Bunun yanında
sunucumuz Servergazi Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni
İsmail GÖRENPINAR Beye, bize ev sahipliği yapan Özel Servergazi
Liseleri yöneticileri Zeki GÖÇER ve Ahmet DEVRAN Beylere ve
öğretmenlerimize, organizasyonu birlikte gerçekleştirdiğimiz
değerli hocalarım İzmir Özel Yamanlar Lisesi Türk Dili ve
Edebiyatı Zümre Başkanı, değerli hocamız Taşkın EREN Beye, Antalya
Özel Yılmaz Lisesi Müdür Yardımcısı ve Türk Dili ve Edebiyatı
öğretmeni Vahit ÇİFTÇİ Beye teşekkür eder, nice başka
organizasyonlarda buluşmak dileğini yinelerim.”
OKULUMUZ BUSEF ÖZEL ÖDÜLÜ
ALDI
Özel Servergazi Ufuk Lisesi BUSEF (Özel Burç
okulları Lise Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması)
Kimya dalı özel ödülüne layık bulundu.
Denizlimizin başarılı eğitim kurumlarından Özel
Servergazi Ufuk Lisesi başarılı çalışmalarına devam ediyor. Sosyal
başarılarının yanında bilimsel alanda da başarılarıyla göz
dolduran okul Kimya dalında aldığı son ödülle başarının bir
tesadüf olmadığını ispatladı. Adana’da faaliyet gösteren Özel Burç
Okullarının her yıl düzenlediği BUSEF lise öğrencileri arası
araştırma projeleri yarışmasına Fizik, Kimya, Mühendislik ve
Biyoloji branşlarından birçok proje katılıyor. Özel Servergazi
Ufuk Lisesi Kimya branşında 21 okulla birlikte yarışmaya davet
edildi. 28 Nisan tarihinde ise final gerçekleşti. Özel Servergazi
Ufuk Lisesi “SULU ÇÖZELTIDEN KATYONIK BOYAR MADDENIN
ELEKTROFLOTLASYONLA UZAKLASTIRILMASI” adlı proje ile Kimya dalında
özel ödül almaya hak kazandı. Okul öğrencilerinden Çiğdem OLGUN ve
Merve YILDIRIM’ın hazırladığı ve Kimya öğretmeni Öznur UYSAL’ın
rehberliğinde gerçekleştirilen proje çevre kirliliği konusunda
önemli bir açılım getirmesi açısından da ilginç bulunuyor. Çünkü
projede tekstil atıklarının arıtılması için yeni yöntemler
getiriliyor.
Özel Servergazi Ufuk Lisesinin hazırladığı Kimya
dalındaki proje ile yarışan diğer bazı projeler ve konuları şöyle:
“ISTANBUL
FATIH FEN LISESI
ISTANBULDAKI
KÜRESEL ISINMANIN IZLERI
ABDULKADIR ATA
-
YUNUS EMRE DEGIRMENCI HAYRI YÜCEL
ISTANBUL MALTEPE COSKUN LISESI
SU ISRAFINA SON EKOSIFON
ELIF MERVE BARIS-MERVE AKDENIZ YUNUS KARACA ISTANBUL ÖZEL SEFKAT
FEN LISESI
MIKRO ORGANIZMALARA KARSI DOGAL INHIBITÖR
MUSTAFA TAYIP EROGLU YASEMIN SALMAN ISTANBUL FMV ÖZEL ISIK LISESI
YENI NESIL GÜNES PILLERI
GÜNES PARLAKGÜL-BURAK ÇELIK KÜPRA KARATOP
DENIZLI ÖZEL SERVERGAZI UFUK LISESI SULU ÇÖZELTIDEN KATYONIK BOYAR
MADDENIN ELEKTROFLOTLASYONLA UZAKLASTIRILMASI MERVE YILDIRIM-ÇIGDEM
ONGUN ÖZNUR UYSAL
ANKARA ANKARA FEN LISESI
ALTININ TAÇ ETER YARDIMIYLA SAFLASTIRILKMASI
EMRE DORUK - BASRICAN SEN ERDAL KINIR IZMIR ÖZEL FATIH FEN LISESI
BOR
MINERALLERINDEN AKISKAN OLMAYAN JEL ELEKTROLIT YAPIMI VE JELLESME
KOSULLARININ OPTIMIZASYONU
AYSE ZEHRA KARAKOÇ ÜMIT KARACA
ÖZÖĞRETDER TÜRKİYE GENELİ ŞİİR OKUMA YARIŞMASINDA DÖRDÜNCÜ
SERVERGAZİ UFUK LİSESİ’NDEN
Türkiye genelinde yüzü aşkın üyesi
bulunan ÖZÖĞRETDER Türkiye geneli şiir okuma yarışmasında Denizli
Servergazi Ufuk Lisesinden Şeyma ÇAVUŞOĞLU Türkiye dördüncüsü
oldu.
5 Mayıs Cuma günü Ankara Keçiören
Samanyolu Liselerinde gerçekleştirilen yarışmaya Türkiye’nin
değişik illerinde faaliyet gösteren özel okullardan birçok öğrenci
katıldı. Yarışmada ilk altı öğrenciye ödül verildi. Birinci,
ikinci ve üçüncünün yanında üç tane de mansiyon ödülünün takdir
edildiği yarışmada Özel Servergazi ufuk Lisesinden Şeyma ÇAVUŞOĞLU
dördüncü olmayı başardı. Ege bölgesinin seçkin okullarından Aydın
Özel Yesevi Lisesi öğrencisi Yağmur SÖNMEZ ise Türkiye altıncısı
oldu.
Servergazi Ufuk Lisesi öğrencisi
Şeyma ÇAVUŞOĞLU “Bu gün Değil Yarınsın sen” adlı şiiri ile
yarışmaya katıldı. Şeyma ÇAVUŞOĞLU daha önce BATIDER şiir okuma
yarışmasında ege bölgesi üçüncüsü olmuştu.
Yarışmaya Şeyma ÇAVUŞOĞLU ile beraber
giden Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni İsmail ONAY şunları
söyledi: “Ankara Keçiören Samanyolu Lisesi gerçekten çok güzel bir
ev sahipliği yaptı. Program gayet profesyonelce hazırlanmıştı.
Jüri üyelerinin tamamı işlerinin ehli kimselerdi. Altı jüri
üyesinin dördü çeşitli üniversitelerde görev yapan öğretim üyesi
ikisi ise şairdi. Değerlendirmeler son derece objektif oldu.
Hiçbir yoruma mahal bırakmadı. Salonda ses düzeni mükemmeldi. Bu
konuda da bir şikâyetimiz söz konusu değil. Ankara Keçiören
Samanyolu Lisesinden bir öğrenci de yarışmaya katılmıştı. Ama
hiçbir dereceye giremedi. Bunu kendileri olgunlukla karşıladılar.
Öğrencimiz Şeyma ÇAVUŞOĞLU’nun diksiyonu mükemmel ve sunumu
olağanüstü idi. Bu konudaki başarısı nedeni ile öğrencimizi tebrik
ederim. Ancak şiir denince akla önce duygu ve heyecan gelir. İlk
üç dereceye giren öğrenciler duygulanmayı ve duygulandırmayı daha
iyi yapınca bu dereceleri hak ettiler. Onları da tebrik etmek
gerekir. İnşallah gelecek yıllarda daha iyi başarılar elde
edeceğiz.”
Şeyma ÇAVUŞOĞLU’NUN Türk Dili ve
Edebiyatı öğretmeni Emine AKKUŞ şunları söyledi: “Öğrencimizin
böyle bir derece alabileceğini umuyorduk. Nihayet umutlarımız boşa
çıkmamış oldu. Öğrencimiz önce ege bölgesinde yedi okul arasında
ikinci, BATIDER’e bağlı yirmi beş okul arasında üçüncü ve
ÖZÖĞRETDER’e bağlı yaklaşık yüz okul arasında dördüncü olmayı
başararak bizleri sevindirdi. Başarılarımızın gelecek yıllarda da
devam edeceğine inanıyorum.”
Özel Servergazi Ufuk Lisesi Müdürü
Ahmet DEVRAN ise şu değerlendirmeleri yaptı: “Şiir okumak artık
günümüzde bir sanat dalı haline geldi. İnsanlar günümüzde belki
fazla şiir okumuyorlar ama şiir dinlemekten hoşlanıyorlar. Çünkü
insanlar günlük hayatın stresinden bu şekilde birazcık olsun
uzaklaşmış oluyorlar. Günlük hayatın insanı makineleştiren
monotonluğu insanları kendilerinden uzaklaştırıp sanki bir robota
dönüştürüyor. Ancak insan duyguları ve heyecanları ile insandır.
İnsanın insani yönü bu yönüdür. Bu sebeple şiir kasetleri bu kadar
çok satıyor. Ezcümle öğrencimiz Şeyma da şimdiye kadar katıldığı
yarışmalarda okuduğu şiirlerle birçok seyirciyi etkiledi. Jürileri
de etkiledi ve bu başarılara imza attı. Öğrencimizi okulum adına
tebrik ve teşekkür ediyorum.
YABANCI DİLDE EN İYİSİ DENİZLİ SERVERGAZİ UFUK LİSESİ
Denizli Servergazi Ufuk Lisesi
Yabancı Dil eğitiminde ne kadar iddialı
olduğunu 06.05.2006
tarihinde Nazilli’de yapılan BATIDER Yabancı Dil Yarılmasında
aldığı çeşitli derecelerle ortaya koydu.
Batı Anadolu Özel Okulları Derneğine
(BATIDER) bağlı yedi özel okul arasında gerçekleştirilen yarışmada
Özel Servergazi Ufuk Lisesinden Nur TEMELTAŞ kendi kategorisinde
birinci oldu. Seda DEMİR, Ayşe METİN, Fatma GENÇOĞLU, Burcu ÇİÇEK
ikinci, Sare ASLAN, Sena OTÇU, Havva ZEYBEK, Duygu TOSUN, Reyhan
CAN ve Esra TOSUN kendi dallarında üçüncü oldu.
Yarışma Nazilli, Aydın, Kütahya,
Tavşanlı, Uşak ve Denizli’de faaliyet gösteren yedi özel okul
arasında yapıldı. Yarışmada, Grammer, Listening, Vocabulary,
Speaking ve Yabancılar kategorilerinde öğrenciler değişik sorulara
muhatap kılındı. Bazıları yazılı, bazıları sözlü olan bu sınavlar
sonucunda dereceye girenler belirlendi. Yabancılar kategorisi
yabancı ülkelerde doğmuş olan öğrenciler için hazırlanmış bir
kategori idi. Bu kategoride Denizli Özel Servergazi Ufuk
Lisesinden Nur TEMELTAŞ birinci oldu. Aynı okuldan Ayşe METİN
Gramer dalında, Seda DEMİR(Onuncu sınıf) Vocabulary dalında, Fatma
GENÇOĞLU Yabancılar dalında, Burcu ÇİÇEK (Dokuzuncu sınıf)
Vocabulary dalında ikinci olurken, Sare ASLAN Gramerde, Sena OTÇU
Listeningde, Havva ZEYBEK Speakingde, Duygu TOSUN Gramerde, Reyhan
CAN Listeninge ve Esra TOSUN Vocabularyde üçüncü oldu. Lise-1’ler
eski (Yani Hazırlık okuyan) ve yeni Lise-1’ler olarak ikiye
ayrıldı.
Yarışma hakkında Özel Servergazi Ufuk
Lisesi Müdür Yardımcısı ve İngilizce Zümre Başkanı Veli ÇETİN şu
değerlendirmeyi yaptı: “Biz okul olarak geçen yıllarda da çok
güzel dereceler elde etmiştik. Bu yıl da gelenek değişmedi. Bu
başarılar elbette tesdüf değil. Çok çalıştık, çok uğraştık. Bu
başarıyı hak etmiştik. İnşallah Batıder Ege bölgesi genelinde
yapılacak final de de üstün başarılarımız devam edecek. Ben bu
vesileyle bu üstün başarıyı gösteren öğrencilerimize şahsım,
zümrem ve okulum adına tbrik ve teşekkür ediyorum.”
Okul Müdürü Ahmet DEVRAN ise şu
değerlendirmeyi yapı: “Okulumuz her alanda başarılar elde etmeye
devam ediyor. Sporda masa tenisi dalında ege üçüncüsü, Şiir
okumada Türkiye genelinde Türkiye dördüncüsü çıkaran okulumuz,
bilimde BUSEF proje yarışmasında özel ödül almıştı. Yabancı dil
alanında ise zaten en iyilerden olduğumuzu sürekli iddia
ediyorduk. Şimdi bunun ispatını da gösterme olanağı bulduk.
Arkadaşlarımızı ve öğrencilerimizi tebrik ediyorum.”
Şiir Okuma
Yarışması Geleneksel Hale Geldi.
Geçen yıl
ilkini yaptığımız şiir okuma yarışmasının ikincisi 20 Kasım
Pazartesi günü 8. saat okul konferans salonumuzda yapıldı.
Artık
geleneksel hale gelen şiir okuma yarışmasına 13 öğrenci katıldı.
Yarışmanın sonunda “Sol
Yanım Acıyor Anne” adlı şiiri ile Şule Nur KARABEY
birinci, Anneciğim” adlı şiiri ile Özlen UZUN
ikinci, “Aney” adlı şiiri ile Sibel ÖZEL üçüncü
oldu. Şiir yarışmasına katılan diğer öğrenciler ve okudukları
şiirler aşağıdaki gibidir
“Çıkar
Beni Ne Olur Anne?” adlı şiiri ile Yasemin BAYRAKTAROĞLU,
“Farkında
mısın?” adlı şiiri ile Nur KARTALCI,
“Yoksun
Anne” adlı şiiri ile Seçil KALKAN,
“Annem”
adlı şiiri ile Vildan KOCABAY,
“Anne”
adlı şiiri ile Aylin BAŞIŞIK,
“Çıkar
Beni Ne Olur Anne” adlı şiiri ile Öznur ŞEN,
“Aney”
adlı şiiri ile Nurdan OKÇU,
“Al
Beni Yanına Anne” adlı şiiri ile Nihan DİVRİK,
Şiir
okuma yarışmasında öğrenciler aşağıdaki kriterlere göre
değerlendirildi.
Şiire
Hâkimiyet (ezberi)
10
Vurgu
ve Tonlama
25
Şiiri
hissetme/
hissettirme
25
Jest
ve mimik
20
Sesin
şiire
uygunluğu
15
Seçilen müziğin şiire uyumu
5
Şiir okuma
yarışmasının sunuculuğunu ve teknik alt yapısını da öğrenciler
yaptı. Yarışmada Ayşegül ÖZKAN ve Nursevil AKANSU sunuculuk
yaparca kurcan KURT adlı öğrencimiz de fon müzikleri ve sahne
ışıklarını ayarladı. Juri olarak ise öğretmenlerimiz görev aldı.
Öğrencilerimize ödülleri 24 Kasım Cuma Günü Bayrak töreninde
verildi.
Geleceğin Anneleri Masal Yazdılar
Okulumuz
Türk Dili ve Edebiyatı zümresi 28 Eylül – 16 Ekim tarihleri
arasında okul çapında masal yazma yarışması düzenledi. Masal türü
öğrencilerimiz tarafından ilkönce garip karşılansa da Edebiyat
öğretmenlerimizin açıklamalarıyla öğrenciler ikna oldu. Zira
geleceğin annelerinin masal bilmesi, yazması yani masal kültürüne
sahip olması önemliydi. Bunun üzerine öğrencilerimizin yarışmaya
ilgisi arttı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Sümeyye ARSLAN
bir eseriyle birinci, başka bir eseriyle üçüncü, Neşe İLGÜN
ikinci, Gülter Betül GURBUĞA ile Ferhan ÇATAN dördüncü ve 5.
olarak mansiyon ödülüne layık görüldüler. Öğrencilere ödülleri 20
Ekim Cuma günü bayrak töreninde verildi.
Masal
Okuma Yarışmasına Başvurular Devam Ediyor
Okulumuz
Türk Dili ve Edebiyatı zümresi masal yazma yarışmasının yanında
bir de masal okuma yarışması da düzenlediler. Öğrencilerimize
güzel masalları en güzel şekilde okuma / canlandırma yeteneği
kazandırmayı hedefleyen yarışma 6 Aralık Çarşamba günü Okulumuz
Konferans salonunda yapılacak. Yarışmayla ilgili diğer şartlar
aşağıdaki gibi duyuruldu.
-
Masal
okuma yarışmasına isteyen tüm öğrencilerimiz katılabilir.
-
Masal
okum yarışması 6 Aralık Çarşamba günü okul konferans salonunda
yapılacaktır.
-
Öğrenciler yarışmada okuyacakları masalları kendileri temin
edeceklerdir.
-
Başvuralar Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine yapılacaktır.
-
İsteyen
öğrenci uygun fon müziği, kostüm ve dekor unsurlarından
faydalanabilir.
-
İsteyen
öğrenci kendi yazdığı / yazacağı masalla yarışmaya katılabilir.
Ancak bu artı puan getirmez.
-
Son
başvuru tarihi 1 Aralık Cuma günüdür.
Kitap
Kurtları Kulübü Kitap Okuma Yarışması Düzenledi
Okulumuz
Kitap Kurtları Kulübü okul çapında kitap okuma yarışması
düzenledi. 1 Mart 2007 tarihine kadar devam edecek yarışmada en
çok kitap okuyan beş öğrenciye değişik ödüller verilecek. Şimdiye
kadar en fazla üç kitap okuyan bir öğrencinin toplamda 350 sayfa
okuduğu yarışmaya katılım giderek artıyor. Kitap Okuma Yarışması
ile ilgili diğer şartlar aşağıdaki gibi belirlendi.
1.
Kitap okuma
yarışmasına isteyen tüm öğrencilerimiz katılabilir.
2.
Öğrenciler
okuyacakları kitapları kendileri temin edeceklerdir.
3.
Başvuralar Kitap
Kurtları Kulübü Rehber öğretmenlerine yapılacaktır.
4.
Okunan tüm
kitapları bir anda anlatmak şart değildir. İsteyen öğrenci
kitaplarını bitirdikçe Kitap Kurtları Kulübü Rehber
öğretmenlerinden birine anlatabilir.
5.
Kitap okuma
yarışması bitiş tarihi 2 Mart 2007 Cuma günüdür.
6.
Yarışmada okunan
kitap sayısı değil, sayfa sayısı esas alınacaktır.
Temel
Yüz Eseri Okuyana Yarım Altın ve Sertifika
Okul
idaresinin aldığı kararla okulumuzda Milli Eğitim Bakanlığının
belirleyip tavsiye ettiği temel yüz eseri okuyan her öğrenciye
yarım altın ve sertifika verileceği belirtildi. Milli Eğitim
Bakanlığının tavsiye ettiği temel yüz eseri tanıtmayı ve okutmayı
hedefleyen bu uygulamada okul idaresi bitirenlere bütün altın
verilebileceğini de ilave etti. Kitap Kurtları Kulübünce organize
edilen etkinlikte zaman sınırlaması bulunmuyor. Dört yıl boyunca
eserleri okuyup bitiren her öğrenci bu haktan istifade edecek.
UMULMADIK
GÖZYAŞLARI
‘Her insan
bir âlemdir’ demişti âlemin büyüklüğünü idrak ederek. Oysa
cisminin küçüklüğü âlemin yanında bir ‘hiç’ kadardı ancak. Bu
tezat onu iliklerine kadar ürpertiyordu. Böylece, şu kâinat
içindeki 6 milyar âlemi keşfetmeye koyuldu. Evet, buna ömrü
yetmezdi belki ama karaya vuran denizyıldızlarını bir bir suya
atan, kendisine gülenlere bir denizyıldızını gösterip ‘Onun için
çok şey değişti’ diyen çocuğu düşündü. Her gün yanından yürüyüp
geçtiği ‘âlem’lerde kim bilir neler vardı. Belki birisine bir
selam verip hatırını sorsa, hususi âleminin kapısını
aralayabilirdi. Ne yazık, gittikçe donuklaşan toplum hayatı bu
insani ilişkilere mahal vermiyordu. Ama karar vermişti; bunları
aşacaktı.
Öğrencilerini ders anlatılacak insanlar topluluğu olarak değil,
içlerine girip hazineleri keşfedilecek apayrı âlemler olarak
görüyordu. Çocuklarının durumunu görüşmeye gelen velileri ise daha
çok yaşanmışlıklarla süslü bambaşka âlemler. Peki ya, arasında
mekik dokuduğu evi ile okulu dışında hangi âlemler vardı? Dış
âlemlere de açılabilme kararı verdi velileriyle birlikte. Ve
sinelerini açtılar alabildiğince herkese. Değil mi ki sineleri ana
şefkatiyle doluydu ve sabırla ve sevgiyle ummanları kucaklayacak
kadar.
Derken bir
gün, sıcacık bir yürek taşıyan bir âlem, bir velisi sokuldu
yanına: ‘Hoca Hanım, size anlatacaklarım var.’ Söndürülecek bir
yangın vardı hiç bilmedikleri bir evde. Ne yaparız endişesi
sarmıştı bedenleri. Anlattı: ‘Falan semtte filan ailenin bir oğlu
var. Kızımın eski sınıf arkadaşı. Babasını ondan alıp kara toprağa
veren o korkunç hastalık, oğlunu da sarmış. Aile perişan, genç
feryad ü figan içinde. Acılarını dindirecek ilaçlar ise çok
pahalı. Elde para yok, pul yok. bir şeyler yapalım. Para lazım,
ilaç lazım, ve en önemlisi moral lazım.’ Hemen kolları sıvadılar.
‘Siz gencin adresini ve telefonunu alıp bana gönderin. Ben de
okulda bir şeyler yapmaya çalışacağım.’dedi.
Telefon
numarası eline geçene kadar, durumu anlatabildiği kadar çok kişiye
anlattı ve karınca kararınca yardım toplamaya başladı. Bu arada,
eşi doktor olan bir arkadaşından ilaçlar hususunda yardım istedi.
Yüreği heyecan içinde pır pır ediyordu.
Nihayet
telefon numarası ulaşmıştı. Arayıp, neye ihtiyaçları olduğunu
soracaktı. Tabii hiç tanımadığı insanlara ‘Ben size yardım etmek
isteyen biriyim’ demek kolay değildi. Telefona çıkan bayanı gencin
annesi sanıp uzun uzun anlattı nereden aradığını ve kim olduğunu.
Kadın kibarca gencin halası olduğunu açıklayıp anneyi çağıracağını
bildirdi. Bunalmıştı. Aynı şeyleri yeniden açıklayacaktı. Telefona
gelen yeni ses ise çok genç birine ait gibiydi. Ve nitekim gencin
ablası olduğunu söyledi. Şu anne de neden bir türlü gelmiyordu ki!
Yeniden bir sürü açıklamada bulunduktan sonra ‘Kardeşiniz için bir
şeyler yapmak istiyoruz. Annenizle görüşebilir miyim?’ dedi.
Hayır, görüşemezdi. Annenin telefona gelecek takati yoktu. Kızın
verdiği cevap ise beynine bir ok gibi saplanmıştı: ‘Geç kaldınız.
Kardeşim dün gece öldü!’ Kafeste can çekişen kuş özgürlüğe
kanatlanıp gitmişti bile. Titreyen elleriyle telefonu zor zapt
ederek defalarca özür diledi. Telefonu kapatmasıyla da
hıçkırıklara boğulması bir oldu. Hiç ama hiç tanımadığı birisi
için bunca gözyaşı dökmek de neyin nesiydi?
Günlerce
ve gecelerce beyninde hep o iki kelime yankılandı: ‘Geç kaldınız!’
Dürülüp kaldırılan bir âlem için artık yapacak bir şey yoktu. Ama
onu bekleyen milyarlarca âlemi düşündü. Acele etmeliydi!
ENGİN NUR
YILDIRIM (Matematik Öğretmnei)
KALEM
KILIÇTAN KESKİNDİR
Medeniyetler arasındaki kültür farkının en önemli sebebi okumaya
ayrılan zaman ile doğru orantılıdır.
Günlük
hayatta gördüğümüz gibi okuyan insan ile okumayan insan arasında
gözden kaçmayacak kadar büyük farklar vardır.
Okumayan
insan neyin doğru neyin yanlış olduğunu bile tam anlamıyla bilmez.
Yaptıklarının ne sonuç getireceğini düşünmeden aklına eseni
kendine kolay geleni yapıp geçer. Olaylara tepkisiz kalır. Çünkü
nasıl tepki vermesi gerektiğini bile bilmez.
Okuyan
insan kendisini geliştiren, hatasını anlayan ve anlamakla kalmayıp
hatasını telafi etmeye uğraşan insandır.
Kendisini geliştiren insanlara en güze örneklerden biri eski
zamanlarda kânıya hükmeden ellerin şimdi direksiyona hükmediyor
olmasıdır. İlkokul müdürümüzün, “Ülkemize gelen turistleri
görüyorsunuz. Büyük küçük demeden hepsinin elinde birer kitap var.
Sizde elinize bir kitap alın. Okumasanız bile alın. Gün gelir bir
hevesle bir satır bile okursanız kâr, kârdır. O bir satırlık heves
ileride kitap aşkına dönüşebilir.” Sözünü hiç unutamam.
Şunu çok
iyi bilmeliyiz ki; dün bildiklerimize bugün bir yenisini daha
eklemediysek zarardayız demektir.
Bu
devirde savaş kılıçla değil kalemle yapılıyor. Yani okumayan insan
silahsız eli kolu bağlı ve dolayısıyla yenik duruma düşüyor.
Aslında
okumak tecrübeli, görmüş geçirmiş bir kişiyle karşılıklı sohbet
etmek gibidir.
Okumayı
sevmek gelişmeyi, çağdaşlaşmayı sevmek demektir. Buda insanı
saygınlaştırır, yüceltir. Kalem kılıçtan keskindir…
DERYA
KARADUMAN
9/A 47
FİLİSTİN
SOKAKLARINDA
Bir
sıcak Temmuz sabahı,2 çocuk uyanır Filistin sokaklarında. Mahmur
ve perişan gözlerle bakarlar etrafa, her şey yine dün akşamki
gibidir. Hala barış olmamış, kara kartallar hala inmemiştir
tepelerinden. Kardeşleri ağlıyordur dün akşamki gibi. Ve anneleri
feryat ediyordur hala. Ama bir kez daha ümitlenip sokağa çıkar
Filistinli 2 çocuk.
Bir
sıcak Temmuz sabahı,2 çocuk yürür Filistin sokaklarında, biri 7
biri 8 yaşında. Adımları ağız olur, ayak izleri söz. Katı
kalplerde yalvarışlarıyla bırakamadıkları izleri, toprakta
bırakmak istercesine basarlar yere, sert hırçın ama çaresiz. Bir
kez daha haykırmak isterler yere göğe ”barış, barış” diye, fakat
ne çare…
Bir
sıcak Temmuz sabahı,2 çocuk yürür Filistin sokaklarında,
gözlerinde 2 damla yaş. Kaybettikleri babalarının sıcaklığı
kalplerinde. Belki de hiç olmayacak yuvaları hayallerinde. Bir
daha bakarlar dünyaya anlamaz gözlerle. Bu derece şiddetin niye
olduğunu sorar gibi.Ürkek bir ceylan misali yalnızca şunu
bilirler,koskocaman dünya ormanında kimseye yem olmamak
ideallerinde.Eğer bu dünyanın da bir sahibi varsa ondan yardım
dilemek fikirlerinde.Yeni bir ümitle tekrar canlanırlar.
Bir
sıcak Temmuz sabahı,2 çocuk yürür Filistin sokaklarında, ellerinde
2 zeytin dalı.2 barış tomurcuğu avuçlarında. Ama kime vermeliler
bunları. Kimse istemez mi acaba bu dalları? Kimse önem vermez mi
acaba gözyaşlarına? Kimse anlamaz mı acaba çaresizliklerini? Bunu
bilmiyorlardır tabii ki de. Ama içlerindeki umut onlara yalnız
olmadıklarını fısıldıyordur sürekli. Kim bilir belki de biri onlar
için çırpınıyordur bir yerlerde. Bunlar göçük altında kalmış
insanlarınki gibi son ümit ve çırpınışlarıdır 2 çocuğun. Bunlar da
duyulmazsa başka çare gelmiyordur akıllarına.
Bir
sıcak Temmuz sabahı,artık kıvranıyordur 2 çocuk Filistin
sokaklarında.Boğazlarında düğümlenen tüm sözleri kusmak
istercesine açarlar son kez açarlar ağızlarını cümlelerini
boğazlarına tıkan o zalimler,küçücük bedenlerini ve avuçlarındaki
2 zeytin dalını da kanla sulamışlardır.Tıpkı Filistin sokaklarını
suladıkları gibi!!!
Büşra
AKTAKKA
9-E
ANNE
Bir yaz
akşamı...
Gecenin
sessizliğini dinliyorum usul usul,
Gökyüzü
kurşuni, yıldızlar parlak ve simli
Birden bir
yıldız kayıveriyor yüreğime
Ve benim
içimi kemiren bir hüzünle o geliyor aklıma Annem...
Hatırlıyorum,
Ve
gözlerimden bir damla yaş süzülüveriyor sessiz ve usulca
Hiç annem
olmamıştı ki benim...
Kimdi, bu
herkesin bir melek gibi anlattığı anne...
Ya küçük
bir çocuğun gözyaşında,
Ya da
yüreğimin en büyük yerinde gizlenen,
Anneydi,
melekti o, bir sevgi abidesiydi...
Bazen bir
rahmet olup üstüme yağandı
Kimi zaman
güneş misali içimi ısıtandı
Ya da su
gibi, olmazsa olmazımdı...
Uyuyakalmışım kaldırımın üzerinde, farketmeden
Terden
sırılsıklam olmuştum kendime geldiğimde,
Oysa gün
daha yeni aydınlanıyordu
Yüzünü
henüz göstermek üzereydi güneş
Birden
tanımadığım bir el dokundu omzuma,
''Ne
yapıyorsun burada, çocuğum?'' diye fısıldadı usulca
Korkmuştum,
İrkilerek
arkamı döndüğümde
Bir kadın
gördüm elinden tuttuğu bir çocukla
Şefkatle
bana bakan,
Hızla
uzaklaştım oradan koşa koşa...
Bir yandan
ağlıyordum, içimde tarifsiz fırtınalar...
Buydu
annesizlik, yalnızlık, çaresizlik
Artık uçuk
güneşler ısıtmıyordu beni
Düşmandım
mutluluğa, aydınlık gecelere
Susuzluğumu en ağır şekliyle taşıyordum,
Zavallı
yüreğimde...
Sevginin
yudum yudum içe akmasıdır, anne sevgisi,
Küçük bir
çocuğun hayata tebessüm etmesidir.
Anne
sevgisi her şeydir, umuttur,
Bitimsiz
bir sevinçtir Anne, bedelsiz mutluluktur.
Bir gün
daha sensiz geçiyor Anneciğim, güneş sensiz batıyor
Biliyorum,
yarın yine sensiz bir gün olacak,
Ben yine
yalnız, yine mutsuz, yine çaresiz...
GÖZDE
METİN 10-E 24
HAYAT AĞACI
Babam bir gün eve bir ağaçla geldi; adı “Hayat
Apacı”ymış. Bu ağacın sahibinin yaşayacağı gün sayısı kadar
yaprağı olurmuş. Babam bu ağacı bahçeye dikti. Her gün ağaca bakım
yapıyor, itinayla suluyordu. Derken ağaç yapraklarını dökmeye
başladı. Yapraklar azaldıkça kalbimde bir şeyler kıpırdıyordu.
Yapraklar düşüyor, babamın öleceği gün yaklaşıyordu. Bu akıl almaz
bir olaydı.
O gün yine her zamanki gibi bakımını yaptı ağacın, babam.
Altında piknik yaptık, oyunlar oynadık. Ertesi sabah Pazar
sabahıydı. Pazar sabahları kahvaltımızı bahçede yapardık. Ben güle
oynaya masayı hazırlamak için bahçeye çıktım, ama o da neydi?
Ağaç sanki dallardan ibaretti. Üzerinde sade ve sadece yirmi
yaprak vardı. Hayır! Böyle bir şey asla olamazdı. Babam yirmi gün
sonra ölecek olamazdı. Allah’ım! Bu nasıl bir duyguydu!
O
günden sonra ne bahçeye çıktım, ne de pencereden bahçeye baktım.
Bütün takvimleri, saatleri… her şeyi çöpe attım. Günlerin nasıl
geçtiğinden habersiz, öylece, sadece babama bakıyordum. Babam
gözümün önünde her gün daha da kötüleşiyordu ya da bana öyle
geliyordu. Babam her ne kadar öyle bir şeyin olmayacağına beni
ikna etmeye çalışsa da biliyordum, babam ölecekti. Derken bir gün
annem ve babam evden çıktılar. Evde yalnızdım ve korkuyordum.
Gittim, mutfak kapısını açtım büyük bir heyecan ve bir o kadar da
büyük bir korkuyla… Ama… O ne? Gördüğüme inanamadım. Ağaçta
neredeyse yüze yakın yaprak vardı. O an yaşadığım duygunun
etkisiyle sokağa çıkıp deliler gibi bağırmaya ve koşmaya
başlamışım. Annemler beni gördüklerinde şaşırmışlar ve eve
getirmişler. Neler olduğunu bilmeden öylece beş saat uyumuşum.
Kalktığımda hava kararmış, annem akşam yemeğini hazırlamıştı.
Yemeğimizi yedik ve ben büyük bir heyecanla babama ağaçta yüz
yaprağın olduğunu söyledim. Babam acı acı gülümsedi ve beni
kucağına yatırdı. Orda uyuyakalmışım. Sabah kalktığımda başucumda
bir saksı ve yanında bir zarf vardı. “Küçük meleğime” yazıyordu
üzerinde. Hemen yataktan fırlayıp içeriye koştum ama odada hiç
kimse yoktu. Daha sonra yatak odasına koştum. Gördüğüm manzara
karşısında neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Babam yatağın
üzerinde öylece cansız yatıyordu ve annem başucunda gözyaşlarıyla
oturuyordu. O an sanki dünya başıma yıkıldı zannettim. Babam
ölmüştü ve “Hayat Ağacı”nın hikâyesi gerçek olmuştu. Ama nasıl?
Çünkü yüz yaprak vardı ağaçta. Hemen zarf aklıma geldi ve gittim;
zarfı alıp açtım, okudum. Okurken gözümden akan yaşlar kâğıdı
sırılsıklam yapmıştı. Babam üşenmeden yüz tane yaprağı iplerle
ağaca tutturmuş; sırf benim üzüldüğümü görmemek için. Notta aynen
şöyle yazıyordu :”Canım meleğim, bu da senin hayat ağacın. Buna
gözün gibi bak ve düşen her yaprağı düşünerek Allah’ı unutma. Her
gün ibadetini yerine getir. Kur’ân okumayı da ihmal etme.
İnsanları kardeşin bil, herkese iyi davran. Kimseye kin tutma ve
şunu asla unutma: Nasıl yaşarsan, öyle ölürsün. Allah’a lâyık bir
kul, vatana lâyık bir insan ve ailene lâyık bir evlât ol. Kendine
dikkat et. Önce Allah’a, sonra annene emanet ol. Seni seven
baban.”
Babam ölmüştü artık. Hayatımda en çok değer verdiğim kişilerden
biri gitmişti.
Günler… Aylar… Ve yıllar birbirini kovaladı. Ben tıp fakültesini
bitirdim ve profesörlük derecesine bile ulaştım. Allahım’a
binlerce şükürler olsun.
Bugün takvimler yedi mart iki bin yediyi gösteriyor. Ve hayat
ağacımda sadece otuz yaprak var. Babamın dediklerini yerine
getirdim. Her gün ibadetimi yaptım. Kur’ân okudum. Allahım’a
şükürler olsun hac vazifemi bile yaptım emekli paramla. Şu an
altmış yaşındayım. Allah’a lâyık bir “kul” olmaya çalıştım.
İnşallah da olmuşumdur.
Bana
yaşadıklarım en çok neyi anlattı biliyor musunuz? Şu dünya bir
toprak, yaşamımız bir ağaç ve geçen her dakika birer yaprak.
Biliyorum ki düşen yaprak babamın yaptığı gibi iple geri
bağlanmayacak. Benim gibi öleceğiniz son otuz günü biliyor olsanız
bile asla yapmak istediklerinizden vazgeçmeyin. Allah’ın
emirlerine ve yasaklarına uyun. Unutmayın ki bu dünyadan göçünce
toprak olacaksınız. Ama öbür dünya? İşte en büyük “hayat” orası.
Zeliha
Merve KÜTÜKCÜ
10 /
A 287
ANNE KALBİ….
Delikanlı, katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek
istemişti. Ancak kız korkunç bir şart ileri sürerek; ‘senin
sevgini ölçmek istiyorum, bunun içinde köpeğime yedirmek üzere,
bana annenin kalbini getireceksin.’ Der. Delikanlı tüyler
ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir
tereddütten sonra hislerine malup olup annesini öldürmeye karar
vermişti. Annesi, belki de durumu fark ettiği için oğluna fazla
direnmedi ve çocuk, onu öldürerek kalbini bir mendile koydu.
Delikanlı, kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla
yolda koşarken, ayağı bir taşa takılır. Kendisi bir tarafa, mendil
içindeki kalp bir tarafa fırlar. Canının acısından ister istemez
‘ah anacığım!’ diye bağırdığında, annesinin tozlara bulanan ve
hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükselir; -‘ canım
yavrum bir yerin acıdı mı ?’ –
Bu
hikaye beni o kadar çok etkilemişti ki kaç defa okudum
bilmiyorum..bence o kadar güzel ve anlamlı bir hikaye ki tam bir
annenin kalbini anlatıyor yani…
Annelerimize biz ne yaparsak yapalım, ne söylersek söyleyelim,
nedense bize kızıp, bağıramıyorlar. Her zaman ne olursa olsun
evlatlarını düşünüyorlar. Bir şey yiyor olsa ona da alayım biraz
diye onu bile düşünüyorlar. Her şeyin en ayrıntısına kadar
düşünürler. Mesela insan sinirlendiği anda ne söylediğini
bilemiyor. Fakat 5 dakika sonra hiç bir şey yokmuş gibi anne onu
yine de unutuyor. Anne için, her şeyden önce yavrusu gelir.
Yukarıdaki hikaye gibi, oğlu sevdiği kız için annesini öldürüp
kalbini götürdüğü halde düştüğü anda anne onca olanlardan sonra
hala oğlunu düşünür ve canım yavrum bir yerin acıdı mı? Diye
sorar. Annelerimizin haklarını nasıl öderiz bilmem.
Biz
de onları üzüp, onlara bağırıp, çağırmamalıyız. Onların bizi
düşündüğü kadar bizde biraz onları düşünsek eminim çok mutlu
olurlar….
“BİR ADAM VARDI, CANI SIKILAN…”
Bir ürünün
seçilmesine reklâmın önemi çok büyüktür. Sunulan ürünün
kalitesinin reklâm için hiçbir önemi yoktur. Reklâmlar her ne
olursa olsun ürünü öne çıkarmak için uğraşırlar ve reklâmlar
sayesinde o ürün marka olur. Bir şey almadan önce düşünürüz “Acaba
nasıl bir ürün?” veya “Acaba bu ürün kullanışlımı” diye. İşte tam
bu arada reklâmlar devreye girer ve o ürünü çok güzel bir şekilde
tanıtır. Hoş müzik ve görüntülerle insanı hipnoz eder. Ve artık
farkında olmasak da reklâmından dolayı etkilendiğimiz o ürünü
alırız.
Reklâmlar
ürünün kalitesini ortaya çıkarmak için değil, insanları etkilemek
için gösterilen bir sunumdur. İşte asıl olan da budur. İnsanları
etkileyebilmek. Akılda kalıcı müzikler ve ilginç mekânlarla
süslerler reklâmları.
Örneğin;
regal reklâmları. Ürünün kalitesi hakkında hiçbir bilgim yok.
Ancak reklâm o kadar güzel işlenmiş ki. İnsanları hem güldürüp hem
düşündürüyor. İzleyen birey kendi kendine şu soruyu soruyor “Ya
ben deli miyim niye daha ucuzu varken üstelik aynı kaliteyle daha
pahalı bir ürün alayım.” Aslında regal reklâmlarının da amacı bunu
düşündürebilmek. Akılda kalıcı bir sloganla da bunu pekiştiriyor.
Bu reklâmı izleyen ve regal almayan birey de alınıyor bir nevi.”
Bana ne demek istiyor bu?” sonunda da reklâm amacına ulaşıyor.
Ürün, satış rakamlarını ikiye, üçe katlıyor. Yani reklâmlar
insanları bu kadar etkiliyor. Siz “ hayır, ben böyle düşünmüyorum”
deseniz bile bilinçaltınız bunu düşünüyor. Zaten reklâmlar çok
güzel yapıyor bunu. Harika bir slogan atıyor ortaya. Ve insanlar
bu reklâmı bir kere izlese bile aklında kalıyor ve sürekli tekrar
ediyor. “ bir adam vardı canı sıkılan, canı sıkılan Türkcell-im
geldi sıkıntı gitti…” bu şekilde devam edip gidiyor.
Sonra bir
gün cep telefonundan internete giriyor. Düşünüyor napsam acaba
diye. Sonra birden o nakarat canlanıveriyor beyninde “ bir adam
vardı canı sıkılan…” ve kendini Türkcell wapta buluyor.
İşte
örneklerle reklâmların insan üzerindeki etkileri ve reklâmın
önemi. Reklâm sayesinde ürünü tanıyor, seviyoruz. Ve reklâmlardan
dolayı merak edip alıyoruz. Reklâmın önemi de bu şekilde ve satış
rakamlarında ki artıştan anlaşılıyor. Şu ana kadar hep reklâmın
var olduğunu düşünerek önemini anlattım. Peki, bir de şöyle
düşünelim ya reklâmlar olmasaydı. Nasıl ürün alacağımıza nasıl
karar verirdik. Tavsiyeler her zaman işe yaramayabilir.
Varsayımlar üzerinde durarak da reklâmın önemini anlayabiliyoruz.
Rahime
Şeyma AS
10-D
|